Antik dönem felsefesinde danışmanlık, oldukça büyük öneme sahipti hatta felsefenin temel görevi olarak görülmekteydi.

Romalı düşünür Seneca, Sicilya Valisi Lucilius’a yazdığı "Ahlak Mektupları"nda şu retorik soruyu sormuş: "Felsefenin, insanoğluna neler vaat ettiğini bilmek ister misin?" ve şöyle cevaplamıştır: "Danışmanlık" (Consilium).

Fransız filozof ve felsefe tarihçisi Pierre Hadot’a göre, antik dönem felsefelerinin yaşam üzerinde etkileri tekrardan güçlenmiş ve son birkaç on yıllık dönem içerisinde ortaya çıkan danışmanlık uygulamalarının temsilcileri için önemli bir dayanak noktası oluşturmaktadır.

Hadot’un vurguladığı "kendi kendinle ilgilenme" ifadesi, Fransız Filozof Michel Foucault tarafından da ele alınmış ve Alman filozof Wilhelm Schmid tarafından daha da geliştirilmiştir.

Avusturyalı felsefi danışman ve psikoterapist Eckart Ruschmann da, "Felsefe ve Danışmanlık" üzerine dikkat çekmiş ve "felsefenin, genel anlamda danışmanlık olarak dikkate alınabileceğini" belirtmiştir.  Ruschmann, bu düşüncesine dayanak olarak, kendimizi ve durum ilişkilerimizi her açıdan netleştirmenin felsefenin ana görevi olduğunu öne süren, bilim felsefeci Alman filozof Jürgen Mittelstrass’ı göstermektedir.

Felsefede sorunların çözülmesi ele alınır ve "davranışları etkileyen problemler, danışmanlık temelinde çözülür". İlk pratik felsefe kurucusu ve uygulayıcısı, Alman filozof Gerd B. Achenbach, "bir filozofun çalışmasıyla profesyonelce uygulanan yaşam danışmanlığını" 1981 yılında gerçekleştirmiştir. 

Romalı düşünür Seneca’ya göre, felsefe iki bölümden oluşur: bilgi ve ruhsal durum.

 "Eğitim sürecini başarıyla bitiren ve yapılması ve yapılmaması gerekenleri doğru şekilde kavrayan bir kişi, öğrendiklerini kendi ruhuyla kaynaştırıp, bütün ruhuyla içsel dönüşümünü tamamlayan kadar henüz bilgeliğe erişemez.”. Bu düşünceye göre, tek başına bilgi yeterli değildir ve edinilen bilginin, somut olarak tecrübe etme yoluyla mutlaka uygulanması da gerekmektedir. Arzu edilen kişilik değişimi, istenen özelliklerin gelişmesi ve yaşama ilişkin belirli bir duruş ve bakış kazanma, ancak tüm bunların ardından gelir.

Platon’un "Devlet" adlı eserinden bu yana felsefenin, iki sorusu bulunmaktadır: bunlardan birincisi, insanlar için nasıl bir eğitim sürecinin uygulanması sorusu, ikincisi ise, insanların yetişmeleri için nasıl bir eğitimin uygun olduğunu belirlenmesidir.

 Bu iki felsefik soruya göre, felsefe öncelikle bir eğitim programı ve eğitim teorisidir. Bir başka deyişle felsefe, 18’inci yüzyılın sonundan bu yana "pedagoji" olarak adlandırılan olgudur. Psikoloji gibi, eğitim bilimi de 19’uncu yüzyılın sonunda, ayrı bir bilim alanı olarak felsefeden ayrılmıştır.

Varolma sanatının felsefesi

Alman filozof Wilhelm Schmid, varolma sanatı tanımlamasında "Olanak ve gayret […], hayatı yansıtan bir şekilde sürdürmeyi ve yaşamı, kontrolünüz dışında gelişen ve geçip giden bir olay olarak bırakmamayı" anlatmaktadır.

Schmid, varolma sanatını yerine getirilmiş ve gerçekleştirilmiş bir hayat sürmek olarak görmektedir. Felsefe, bu kapsamda oryantasyon alanı sunmaktadır. Bu konudaki düşünceleri yansıtmak ve uygun bir dil bulmak için, felsefe konulu tartışma ortamlarında varoluşa ilişkin bireysel sorular ve temel problemler gündeme getirilebilir.

Yaşamdaki problemlerle anlık gelişen baş etme çabalarıyla ve yaşamın tadını anlık çıkarma gayretleriyle sürdürülmeye çalışılan post modern, popüler varolmanın aksine, felsefe, yaşama yeni bir boyut daha getirmektedir.

"Bilgiyle örtüşen ilişkiler, bunların kökenleri, ‘gerekçeleri’ ve yaşam tarzıyla ilişkili gelecekteki olası gelişimleri ilişkilendirilmelidir." Burada, Kant’ın insanın bağımsız belirleme konseptinden yola çıkar ve buna göre, doğanın insandan değil, aksine insanın kendisinden ne beklediğini, ne olacağını ve benzer şekilde, ne olmaya hazır olduğunu, sorgular.

Günümüz insanı, artık kurulu düzene bağlı kalmamaktadır.

İnsanın kendisini çelişkilerle dolu toplumsal akımlara entegre edebilmesi ve kendi yaşam şeklini gerçekleştirebilmesi için, olması gereken yeri ve dolayısıyla yaşamdaki görevini ve amacını kendisinin bulması gerekmektedir.

Hayatın kendisinin bir sanat eseri olması nedeniyle, varolma sanatı da insanın varoluşunu özenle şekillendirilmesidir.

Kişilik, insanın kendi hayatı olan malzemenin şekillendirilmesi ve biçimlendirilmesiyle oluşturulur. Günümüzde bu şekillendirme ve biçimlendirme işi, artık anonim olarak adlandırılan zorunluluk ve gerekliliklere bırakılmamaktadır, aksine insanoğlu, kendi seçimleri doğrultusunda kendi hayat tarz ve biçimini, kendi şekillendirmektedir.

Bunun için, kendi kendini organize edebilme, kendi kendini yönetebilme, kendi kendini şekillendirebilme gibi belirli yetenekler ve belirli kendi kendini anlama, çelişkilerle baş edebilme ve özellikle de derin bir bilgeliğe sahip olmak gibi beceriler gerektirmektedir.

  • Ben kimim?
  • Nasıl bir yaşam anlayışına sahibim?
  • Benim için anlamı olan ve olmayan şeyler nelerdir?
  • Benim için önemli olan ve olmayan şeyler nelerdir?

Felsefenin Temelleri

Felsefe önemlidir…

… şu ana kadar hiçbir cevap bulamadığımız soruların bizleri beklediğini, hepimiz biliyoruz. Bu, kişisel gelişim, gelecek korkuları, verilmesi gereken kararlar, bizi çaresiz bırakan çelişkiler gibi konularla başlamaktadır. Fakat bunların arasına aynı zamanda çevre kirliliği, ticari ve siyasi hayattaki yanlış gelişmeler ve çöküşler gibi toplumsal sorunlar da dahildir. İşlerin bu şekilde devam edemeyeceğini biliyoruz, fakat bunların alternatifleri nelerdir? Her zaman olduğu gibi, kendi içimizde ve toplumda bir şeyleri değiştirebilecek ve bu ilişkileri anlayacak insanlar olduğuna inanıyoruz.

Felsefe uygulamadır…

… burada söz konusu, mümkün olduğunca çok sayıda ve karmaşık teorileri bilme ve anlama değildir. Aksine burada önemli olan, bizi en fazla etkileyen birkaç fikrin uygulanması ve yaşam pratiğine aktarılmasıdır. Felsefe, bir yaşama şekli ve tarzıdır; hayata ilişkin bir duruştur; günlük yaşamımızı oluşturan şeylerin sorgulanmasıdır. Ayrıca felsefe tüm bunların arasındaki ilişkilerin anlaşılması ve yaşam içerisinde öğrendiklerimizi ifade etme şeklidir.

 Şu sorunun peşinde koşmak gerçekten heyecan vericidir: “Bir şeyleri temelinden değiştirmek için, nereden başlamam gerekiyor?

Felsefe eleştiridir…

… çünkü hiçbir şey ve hiç kimse mükemmel değildir. Ancak uygulamalı felsefe, daima tam olarak bir şeyleri gerçekten değiştirebileceğimiz noktada başlar. Karşılaştığınız sorunların dile getirmesi önemlidir, ancak bu sorunlardaki kendi payınızın farkında olmak, bunu kabul etmek ve bunu düzeltmek için çaba sarf etmek daha önemlidir.

Uygulamalı felsefenin sadece eleştiri olmakla kalmayıp, zaten kendisinin daimi bir eleştiri sürecinden oluştuğu söylenebilir.

Felsefe, herkes için önemlidir…

… çünkü kökeni itibarıyla Philo-sophia kelimesi, "bilgelik sevgisi" anlamına gelmektedir. Yaşamdaki esasın araştırılmasına ve anlaşılmasına yönelik insanın doğal yatkınlığını, ifade eder. Bu sayede, düşüncelerimizin oluşturduğu zincirlerinin ötesine geçebilir ve her yeni bilgiyle birlikte hareket alanımızı genişletebilmekteyiz.

 Bir insanın özgürlüğü dış gerçeklik tarafından garanti edilemez, zira bu kişinin bilinç seviyesine ve durumuna bağlıdır. Bağımsız bir şekilde kendi yolumuza devam edebilecek, kaybetmekten korkmadan yeni bir şeyleri deneyebilecek, her güne yeniden başlayabilecek ve hatalarından ders alabilecek cesarete sahip olan kişiler özgürlüğe sahip olabilirler. Bunun için ihtiyacınız olan tek şey bir üniversite diploması değil, kendi aklınız ve karakterinizdir.

Felsefe, her bilim alanında mevcuttur. Felsefe, her bir bilim alanında evrensel olanı görür ve bunu insan ile ilişkilendirir.

Mutluluk, ulaşılabilecek en yüksek değerdir…

Filozoflar, hayatın ancak mutlu olunduğu zaman bir anlam ifade ettiğini tespit etmişler. Eudaimonia, Yunanca lisanında mutluluk anlamına gelir ve ulaşılabilecek en yüksek değerdir. Ancak, birçok filozof için mutluluğun tanımı birbirlerinden farklıdır. Platon’a göre, insan ruhu ölümsüzdür ve üç bölümden oluşmaktadır: Zeka, Cesaret ve Dürtüler. Bu bölümler, kendi aralarında dengelendiğinde ve birinin diğerine müdahale etmesine ve engellemesine ihtiyacı veya gerek duyulmadığında, insan mutlu olur ve mutlu bir yaşam sürer.

Aristoteles, mutluluğu ruhun sürekli etkin durumda kalması durumu olarak, kabul etmektedir. Onun düşüncesine göre, insanın kendisini felsefe ve bilimsel araştırmalara adayarak geçirmesi, insanın etkin ve yoğun bir yaşam sürmesini, sağlamaktadır.

Stoik düşünürler ise, mutlu bir yaşamı, dış etkilerden ve isteklerden arınmak ve kadere karşı kayıtsız kalmak olarak tanımlamaktadır.

Filozof Epikur, yaşamın anlamını "ataraksiya" olarak da bilinen ruhsal huzurda görmektedir. Epikür’e göre mutluluk, ancak halkın gözü önünden uzaklaşıp, korku ve acının üstesinden gelinmesi durumunda, elde edilebilen bir olgudur.

Immanuel Kant gibi modern düşünürler, geleneksel mutluluk ve mantık tanımlarını reddetmişlerdir. Kant, kaderin daha yüksek bir makam tarafından belirlendiğine değil, aksine kaderi belirleyenin insanın aklı olduğuna inanıyordu. Yaşamın anlamı, ona göre zorlukların üstesinden gelerek kendi kendine belirlenen makul bir yaşamın sürdürülmesinde saklıydı. “Sadece evrensel bir yasa haline gelmesini istediğiniz en üst düzeye göre hareket edin.“

İnsanlara yaşamda neyin önemli olduğuna ilişkin sorular sorarsanız, çoğu kişinin cevabı kişisel mutluluktur. Modern Hedonizm, 20’nci ve 21’inci yüzyıllarda kurulmuş ve geliştirilmiştir. 1970'lerin sonlarından bu yana Hedonizme göre yaşamın odak noktası, hayattan sonuna kadar keyif almak, kişisel egoya odaklanmak, mesleki stresten kurtulmak ve sadece burada ve şimdi anı yaşamak olmuştur.

 

Abdullah ÖZER

Sosyal Hizmet Uzmanı, Klinik Psikoloji Uzmanı, Aile Danışmanı

Ebru ÖZER

Uzman Psikolog, Klinik Felsefeci, Aile Danışmanı

Yayınlanan yazılar kaynak göstermeden, izinsiz kullanılması, kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Yayınlanan yazılar, makaleler, haberler kaynak gösterilerek içeriği değiştirilmemek şartıyla yayınlanmasına izin verilmektedir.

KAPAT
ÖN KAYIT FORMU
Formu doldurun en kısa süre içerisinde biz sizi arayalım