Felsefe Terapisi nedir? Neyi amaçlamaktadır?

(Psikiyatrik ilaç yerine Platon ve Kant)

Klinik anlamda felsefenin psikiyatrik ilaçların yerine kullanılmasını açıklayan birçok model ve görüş  bulunmaktadır. Her insanın bir yaşam felsefesi ve dünya görüşü vardır. Bir insan olarak kendi düşünce ve algılarımıza ilişkin felsefe yapmadan duramayız. Dolayısıyla insanlar sürekli olarak felsefe yapar. 

Bazı durumlarda dar ve yetersiz bir dünya görüşü, kişinin sorunlarının asıl nedeni olabilir. Bu durumda, "bilgelik tutkusu" (Liebe zur Weisheit) gerekir. Felsefenin başarılarından birisi de genişleyen ufuklar ve çok yönlü düşünmedir.

Felsefi açıklamalar, birinci ve öncelikli olarak, "zihinsel kaynakların" (noetischen Ressourcen) işler hale getirilmesini, bir çıkmaz sokağa dönüşmüş olan değer sistemlerini, görüşlerini ve bakış açılarını genişletilebilmesini sağlarlar.

İkinci olarak, değişik felsefe sistemleri ile terapide başarı sağlanacağı ümidi desteklenir.

Örneğin, Platon’un idea (Ideenlehre) öğretisiyle, kişinin kendisini ideallerine adaması sağlanabilir; Kant’la kişiye iradesinin özgür olduğu gösterilebilir ve Bloch ile özleme, isteme, ümit etme hisleri öğretilebilir. Danışanlarımızın gerçek ihtiyaçları, kendi ihtiyaçları doğrultusunda duyguları ile yüzleşmesi, onları fark etmesi ve hissetmesidir. 

Üçüncü olarak felsefe, "bilişsel açıdan kendi kendine tedavi etme aracı" (Kognitive Selbstmedikation) olarak da etki gösterebilmektedir. Başvuruda bulunan danışanların uygun koşullar altında kendi kişiliklerini daha fazla geliştirmeye ve olgunlaşmaya yönelik, doğuştan gelen "kendi kendini gerçekleştirme" ve "mükemmelleştirme" eğilimine sahip oldukları düşünülmektedir.

Felsefenin görevi, her zaman hayata bir düzen getirmek ve tüm zorlu, üzücü yanlarına rağmen dünyayla barışık olmanın yollarını göstermektir. Bilhassa günümüzde metafiziksel çözümlere ihtiyaç duyan insanlara çare teklifi sunulmasıdır.

Metafiziksel açlığın giderilmesi için Felsefe Terapisi 

Alkol ve ilaç bağımlılığı nedeniyle terapiye gelen ve travmatik yaşam hikâyesi olan bir danışanı çok iyi hatırlıyorum.

Danışan, geçmişinde iki defa intihar teşebbüsünde bulunmuş, her iki intihar girişimini de gerçekten başarılı olacağı şekilde ayarlamış. Bu girişimlerin her ikisinde de, hiç beklenmedik olayların neticesinde, tesadüfen bulunarak kurtarılmış.  Söz konusu danışanın anlatımında "tesadüfen" kelimesi öylesine açık ve net olarak vurgulanmıştı ki, insan kendine şu soruyu sormaktan alamıyordu: "Bu bir tesadüf müydü?". Danışan ise; "Muhtemelen değildi. Belki de başka bir şeyler vardı, bu da belki hayatta kalma arzumdu" şeklinde cevap vermişti. 

Seans sırasında danışanın metafiziksel ihtiyaçları ortaya çıkmıştı. Söz konusu danışana -nasıl isimlendirilse isimlendirilsin- "klinik felsefe" veya "felsefe terapisi" uygulanması gerekiyordu. Danışana klinik felsefe veya felsefe terapisi uygulamamak, danışanın gelişimi için en büyük yanlışlardan biri olurdu. Danışanın dogmatik olmayan ve tarafsız tutumu sayesinde felsefe, verimli bir diyalog potansiyeline sahiptir. En iyi ihtimalle de Lukacs’ın bahsettiği "metafiziksel vatansızlığı" (metaphysische Heimatlosigkeit)  giderebilirdi (Lukacs, 1963).

 Bilişsel Zihinsel Kaynakları Kendi Kendine Tedavi Aracı Olarak Kullanma 

Düşünmenin hayat içerisindeki avantajları ve dezavantajları, felsefe tarihi boyunca çok konuşulmuş ve tartışılmıştır. Dolayısıyla, felsefenin gerçekte ne yaptığına ilişkin pek çok farklı görüşün olması, pek de şaşırtıcı bir durum değildir. Örneğin Novalis, bir zamanlar çok güzel bir şekilde "felsefenin aslında bir tür evsizlik" olduğunu ve "kendini her yerde evinde hissetme" fikrini benimseme girişimi olduğunu söylemiştir. Kişi, düşünme yoluyla bilinmeyen bir ülkeyi fark eder, öğrenir ve tanıdık hale getirir. Bilinmeyene yerleşmeye, düşünmeye ve orada olmaya, yaşamaya başlar.

 Avrupa felsefesi, dünyadaki bilgeliğin ve faydalı bilişsel düşüncelerin eşsiz bir koleksiyonudur.

Bilinmeyene yerleşen kişi, öncelikle burada var olma ve kalma konusunda güven duyduğu düzene bağlanır. Sonra mevcut şartlara alışır, onları anlamsız ve zamanla sıkıcı bulmaya başlar. İşte tam bu sırada Montaigne’in ifade ettiği gibi "felsefe yapmanın ölmek anlamına geldiğini" öğrenir. 

Varoluşun bir sonu olduğuna ve mevcudiyetimizin bir son bulma tarihi bulunduğuna işaret ederek, felsefenin daima uyanık durumda kalmak için kendi kendini sarsması gerektiğini ve zamanın değerli olduğunu belirtmektedir. "Hiçbir yerde kalma, oyalanma, keşfet! İşte anahtar bu, öncelikle kendi gerçeğinizi keşfedin. Montaigne’in "ölmeyi öğrenme" yapıtından etkilenen ve ciddiye alan herkes için yeni dönemde bu gibi durumlara karşı felsefe, tekrardan bir panzehir olarak keşfedildi" (Rilke). Dolayısıyla, Kant’ın bir zamanlar öne sürdüğü gibi, "felsefenin" bir "ilaç etkisi göstermesi" ihtiyacı, günümüzde çok daha belirgin hale gelmiştir.

İnsan hayatında genellikle, hastalık, ölüm, suçluluk ve endişe gibi karşı karşıya kalınan kaçınılmaz durumlar yer almaktadır. Yaşam içerisinde karşımıza çıkan bu durumlar, ortalama bir yaşam tarzının günlük varoluşu içerisinde sıklıkla yer almamaktadır.

Jaspers tarafından bu kaçınılmaz durumlar, sınır durumları olarak tanımlanır. Jaspers’e göre bu tip durumlar insanı, varoluşsal felsefi düşüncelere yöneltir. Jaspers: "Sınırda olmaya yönelik farkındalık, felsefenin merak ve şüpheye ilişkin derin bir kökenidir" diyerek düşüncesini ifade etmiştir.

Jaspers’a göre, "Kişiyi, radikal bir varoluş sarsıntısıyla uyaran durumlar, sınır durumlarıdır". 

Kişinin kendi mevcudiyetinin ve yaşamının sarsılması ve bunun neticesinde felsefeye ve felsefik uygulamalara ihtiyaç duyması, danışanların önemli bir bölümünde belirgin bir şekilde gözlenebilmektedir. Bu ihtiyaç ise tam olarak "Klinik felsefe ve Felsefi terapisi"nin temelini oluşturmaktadır.

Felsefede elde edinilen iç görünün, yaşama yönelik uygulamalara dönüştürülebildiği görülmektedir. Felsefenin "yaralı bir ruh için reçete edilerek ilaç olarak" kullanılması, beraberinde en az üç önemli soruyu getirmektedir.

  • Felsefe, klinik bağlamda "ilaç" olarak nasıl kullanılmalıdır?
  • Hangi felsefe, hangi "dozda" uygulanmalıdır?
  • Danışanlarla felsefe yapmak, klinik bağlamda ne anlama gelmektedir?

Gerekli olan zihinsel kaynakların (noetischen Ressourcen) etkin duruma getirilmesi

Klinik felsefenin ana temalarından en önemlisi, insanın varoluş (sein) zihinsel boyutunu harekete geçirmektir. Çünkü Avrupa felsefesi, hayat öğretileri, yaşam bilgeliği ve düşünce sistemleri ile zihinsel boyutu harekete geçirmeyi amaçlamaktadır.

Zihinsel kaynakları harekete geçiren ve kişinin bilgileri içselleştirmesi sağlayan felsefik görüşler ve metafizik kanıtlar, aslında zihinsel kaynakların kişinin hayatı boyunca dayanacağı bir dayanak görevi görmesinin sonucudur. 

Bu durumdan felsefik açıdan bahsetmek gerekirse, burada Agaton’un niyet ve iyilik ideasına dayanan bilinçli veya bilinçsiz ilişki söz konusudur. Sıradan bir deyişle, "her şeyin iyi olacağı", "her şeyin tekrardan yoluna gireceği" ve "her şeyin bir düzene oturacağı" doğrultusundaki inancın uygulanması ve harekete geçirilmesidir. 

Anthonovsky, insanın dünyayı algılama şeklini yani "kendi gerçekliğini oluşturmasını", sağlıklı bir biçimde gerçeklikle başa çıkması için belirgin bir faktör olarak görmektedir.

Hem hayatı kolaylaştıran hem de hayatı zorlaştıran hayat felsefeleri ve dünya görüşleri vardır.

Ancak bu ifade, kişinin kendi içerisinde dış dünyaya tamamen kapalı ve değiştirilemez, sabit bir dünya görüşü veya bir hayat anlayışı olduğu anlamına gelmemektedir.

Durum, aslında tam aksidir. Yaşam felsefeleri, bir filozofun kolayca anlayabileceği ve geçmiş dönem filozoflarının "arketip" olarak adlandırdığı, çok hızlı, hareketli ve dinamik ilişkileri içeren tasarımlarla ilişkilidir.

Çoğu insan kendi benliğinin içerisinde, bunun farkında dahi olmadan, küçük bir Platonu, küçük bir Augustinus’u veya küçük bir Nietzsche’yi barındırır ve onları yansıtır.

Kişinin hayatını sadece belirli bir felsefik dünya görüşüne adaması halinde, sadece bu felsefik dünya düşüncesiyle yetinmesi genellikle büyük problemleri de beraberinde getirmektedir.

Terapi, beraberinde değişimi de getirir. Değişim ise, her zaman tutum değişimi ve yaşam felsefesinin yeniden tasarlanmasıyla ilişkilendirilir. 

"Gerekli zihinsel kaynakların" (noetischen Ressourcen)  harekete geçirilmesi, tam olarak bu sürece eşlik eder ve bu süreci desteklerler. Çünkü bir kişinin kendi hayatını değiştirmesi söz konusu olduğunda, kişinin kendi varoluşunu güvence altına almasını sağlayan kaygıları, belirleyici olmaktadır.

Burada daha da ileri gidebilir ve ruhsal bozuklukların giderilmesi amacıyla terapi kapsamında uygulanan girişimlerde, ilgili danışanda tamamen bilinçdışı olsa bile, "iyi idea" fikrinin her zaman var olduğu öne sürülebilir. Ayrıca Viktor Frankl, varoluşsal analitik çalışmalarının ve "ruhun bilinmeyen kısımları"nı (geistig Unbewussten) ortaya çıkarmanın önemi üzerinde durmaktadır. 

Böylece, danışan terapi için kapıyı çaldığı anda, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde "gerekli olan kaynaklarını" (noetischen Ressourcen)  harekete geçirmiş olur. Klinik felsefe bu durumu bilinçli hale getirerek  "gerekli olan kaynakları” (noetischen Ressourcen)  Avrupa felsefesi ile destekleyerek daha geniş bir çerçevede ele alınmasını sağlamaktadır.  Burada asıl soru hangi felsefe sistemlerinin "gerekli zihinsel kaynakları" (noetischen Ressourcen)  harekete geçirmede uygun olacağıdır. Örneğin, varoluşsal felsefe ve varoluşsal filozofların (Sartre, Heidegger ve Kierkegaard. Camus gibi) düşünceleri "gerekli zihinsel kaynakları" (noetischen Ressourcen) harekete geçirmede başvurulabilecek doğru kaynaklardan biri olarak görülebilse de "klinik anlamda" doğru yorumlanarak ele alınması elzemdir.

Ancak pessimist, insanlardan nefret eden ve deterministik felsefelerin ve filozofların görüşlerinin "klinik anlamda" danışanlarla yapılan seanslarda yeri yoktur

Bu bağlamda Hans Georg Gadamer, Hölderlin'in bakış açısından yararlanarak felsefeyi, büyük bir sohbet olarak tanımlamıştır. Gadamer bu sohbette önemli olanın, kendimizi ve danışanlarımızı bu sohbete dâhil etmek olduğunu ifade etmiştir.

Jean Paul Sartre bir keresinde, "Kitaplar, arkadaşlara yazılan kalın mektuplardır" demiştir.

Bu özellik aynı şekilde felsefe kitapları için de geçerlidir. Felsefe kitapları da bilgeliğin dostlarının birbirlerine en sevdiği düşüncelerini göndermesidir. Tüm bunlar “gerekli zihinsel kaynakları” (noetischen Ressourcen)  harekete geçirmede etkindir.

Frankl’a hayatında en fazla onu ekileyen şeyin ne olduğu sorulduğunda ve kendi varoluşunu anlamlandırması istendiğinde kesin bir cevap vermemiştir. Ancak Frankl’ın otobiyografisinde bu sorulara cevap olabileceği düşünülen birkaç cümle bulunmuştur.

"Acı çeken insan" (Der leidende Mensch) başlığından sonra Frankl, şöyle der: "Bilmem gerekir. Çünkü psikolojinin okulundan ve nihilizmin cehenneminden geçtim. Kendi psikoterapi ekolünü kuran her insan, aslında kendi hastalık hikâyesini yansıtmaktadır. Burada önemli olan psikoterapi ekollerinin, kendi zamanının kolektif nevrozunun temsilcisi olup olmadığıdır.”

 

Abdullah ÖZER

Sosyal Hizmet Uzmanı, Klinik Psikoloji Uzmanı, Aile Danışmanı

Ebru ÖZER

Uzman Psikolog, Klinik Felsefeci, Aile Danışmanı

Yayınlanan yazılar kaynak göstermeden, izinsiz kullanılması, kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Yayınlanan yazılar, makaleler, haberler kaynak gösterilerek içeriği değiştirilmemek şartıyla yayınlanmasına izin verilmektedir.

KAPAT
ÖN KAYIT FORMU
Formu doldurun en kısa süre içerisinde biz sizi arayalım