Daseinsanalyse - Varoluş Analizi (Martin Heidegger, Ludwig Binswanger ve Medard Boss)

Varoluş analizi (Daseinsanalyse - Dasein Analizi ya da Daseinanalizi), psikanalize yakın olan bir psikoterapi ekolüdür. Ancak varoluş analizi (Daseinsanalyse) psikanalizden farklı olarak, kişileri fenomenolojik yöntemle ele alır. Ayrıca varoluş analizi felsefî açıdan, özellikle insanı, "varoluş" (sein) olarak tanımlayan Martin Heidegger’e (1889–1976) göre yönünü belirlemiştir.

Varoluş analizi (Daseinanalyse), çoğu zaman hümanistik psikoterapi ekolü olarak ele alınsa da, hem psikanalitik psikoterapi hem de hümanistik psikoterapi alanlarında yer alan bir psikoterapi ekolüdür. Çünkü günümüzdeki varoluş analizi, özellikle Freud’un keşiflerini temel olarak kabul eder. Bu temelleri varoluş felsefesi (existenzphilosophisch) açısından yorumlar ve anlamlandırır.

Burada kavram kargaşası oluşmaması için varoluş analizi (Daseinsanalyse) ile Logoterapi’nin Existenzanalyse kavramı birbiriyle karıştırılmamalıdır. Türkçe’de hem varoluş analizi (Daseinsanalyse) hem de Existenzanalyse "Varoluş Analizi" olarak tercüme edilmektedir. Her ne kadar birbiriyle benzer olsalar da Martin Heidegger’e dayanan "Varoluş Analizi" ile Frankl’in "Varoluş Analizi" arasında fark vardır. Zaten kelime olarak incelendiğinde kavramlardan birisi "Dasein" dan bahsetmekte diğeri ise "Existenz" den bahsetmektedir.

Kabaca şöyle özetleyebiliriz; Logoterapi ve Existenzanalyse (Varoluş Analizi) daha çok insanın anlam arayışı üzerinde yoğunlaşırken Daseinsanalyse (Varoluş Analizi)’nde, Freud’un psikanaliz’i, Heidegger ve Sartre’nin hümanistik ve psikodinamik yöneliminden oluşan bir psikoterapi ekolü karşımıza çıkmaktadır. 

Daseinsanalyse (Varoluş Analizi), Sigmund Freud’un keşiflerini temel kabul eder ve bu temelleri, Martin Heidegger’in fenomenolojik "Varoluş Analizi" ışığında yorumlar ve anlamlandırır. Varoluş analizi (Daseinsanalyse) 1930’lu ve 1950’li yıllarda Ludwig Binswanger ve Medard Boss tarafından farklı şekillerde de ele alınmıştır.

Tüm bu terapi ekollerinin yanı sıra bir de Alfried Längle’nin Existenzanalyse (Varoluş Analizi) psikoterapi ekolü de bulunmaktadır. Längle’nin varoluş analizi olan Existenzanalyse Psikoterapi ekolünün çıkış noktası ise Logoterapi’dir. Existenzanalyse psikoterapi, Logoterapi’den 90’lı yıllarda ayrılmış bir psikoterapi ekolüdür. Frankl’ın öğrencisi Alfried Längle Logoterapie/Existenzanalyse ekolünden ayrılarak kendi varoluş analizini Existenzanalyse psikoterapi ekolünü kurmuştur.

Bu metinde "Varoluş Analizi" kelimesi, varoluş analizi olan "Daseinsanalyse" anlamında kullanılmıştır.

Varoluş Analizi nedir? 

Varoluş analizi, psikanaliz temellidir. Bununla birlikte varoluş analizi, Adler’in "Birey Psikolojisi" (Individualpsychologie) veya Jung gibi, Freud’un psikanaliz yöntemi tarafından sınırlandırılan diğer derin psikoloji (depth psychology, psikodinamik psikoterapi) ekolleriyle kıyaslanamaz ve bir kabul edilmez. Varoluş analizi, Freud’un felsefî argümanlarından ayrı olarak varoluş felsefesine dayanması, onu yukarıda sayılan diğer derin psikoloji ekollerinden ayrılmasını ve özgün kalmasını sağlamaktadır.

"Varoluş Analizi" ifadesi, Martin Heidegger’in 1927 yılında yayınlanan “Varlık ve Zaman” isimli eserinden alınmıştır. Heidegger, bu eserinde insanı tanımlamak için, felsefede ve psikolojide kullanılan «Özne», «Kişi», «Bilinç», «Ben» ve «Kendi» gibi geleneksel tüm tanım ve ifadelerin yerine, daha önce hiç kullanılmamış «Dasein» terimini kullanmıştır.

Ludwig Binswanger, 1940’lı yıllarda psikiyatrik rahatsızlıklara yönelik olarak uyguladığı kendi psikoterapi yöntemini tanımladığında, bu yeni yaklaşımın temelinin Heidegger’in felsefî görüşlerine dayandığını ifade ederek "Daseinsanalyse" şeklinde adlandırmıştır.

Ayrıca, fenomenoloji kavramının kurucusu olan Edmund Husserl de, Ludwig Binswanger’ın görüşlerini temellendirmesi için önemlidir. Geçmişte günümüze varoluş analizinde, fenomenolojik bir ekol takip edilmiştir. Bir başka deyişle, söz konusu fenomenlerin mevcut bir teorinin içerisine sıkıştırılması yerine, mümkün olduğunca mevcut teorilere dayandırılmadan, daha özgün ele alınabilecekleri bir yaklaşım uygulanmıştır.

Heidegger ve Husserl, Freud’un psikanaliz yöntemine birçok eleştiride bulunmuşlardır. Bu eleştiriler psikanaliz yönteminin psikolojik içeriğinden çok felsefî temeline karşıdır. Örneğin, psikanalitik varsayımda, insanın içgüdülerine göre hareket eden bir varlık olduğu temel alınır ve bu nedenle de, tüm zihinsel ve ruhsal dünyasının ("Geist" ve "Seele"), içgüdüsel istek ve arzulara dayandığı kabul edilir.

Diğer bir eleştiri ise Freud’un, tüm bilinçli psikolojik süreçlerin, bilinçdışı tarafından belirlendiği hipotezine gelmiştir. Husserl ve Heidegger kendi fenomonolojik yaklaşımlarının zıddı olması sebebiyle, Freud’un daima bilinçdışı mekanizmalarıyla işleyen süreçlere önem vermesini eleştirmişlerdir.

Varoluş analizinin temelinde iki kurucu bulunmaktadır. Bunlar; Ludwig Binswanger (1881 – 1966) ve Medard Boss (1903 – 1990)’tur. Boss, kendi varoluş analizini kurmuş, Binswanger’ın  Heidegger’in felsefesini anlamadığını söyleyerek tek gerçek varoluş felsefesinin kendisine ait olduğunu iddia etmiştir. ("Varoluş Analizi" ismini kullanma hakkının sadece kendisine ait olduğunu iddia etmiştir.) Bu iki varoluş analizi görüşü, kullandıkları "Daseinsanalyse" ismi ve genel olarak dile getirdikleri Heidegger referansı dışında, aralarında başka ortak yön bulundurmamaktadır.

Binswanger, doktora danışmanı (Doktorvater), Jung aracılığıyla psikanaliz alanına yönelmiştir. Binswanger, 1906 yılında Zürih’in Burghölzli bölgesinde psikiyatri eğitimi Eugen Bleuers’in yönetiminde iken Jung, o sırada başhekim olarak görev yapmaktadır. Binswanger, bu klinikte Freud’un düşüncelerini uygulayanlar arasında en geç olan kişidir ve henüz daha 1909 yılında, kendisine ait ilk psikanalitik vaka çalışmasını yayınlamıştır.

Babasının, 1910 yılında beklenmedik bir şekilde vefat etmesi nedeniyle, daha önceden belirlenmiş olduğu üzere, babasının mirasçısı olarak Kreuzlingen’deki Bellevue Sanatoryumunun yöneticisi olmuştur. Kendisinin buradaki ilk icraatı, psikanalizi bir tedavi yöntemi olarak, kabul etme ve onaylama olmuştur. Bununla birlikte, felsefeye ilgisi, Binswanger’ı hızla psikanalitik düşüncenin sınırlarına ve ötesine götürmüştür.

Eğitim çalışmaları sırasında, tüm batı dünyası (Avrupa felsefesi) felsefesi hakkında muazzam bir bilgi edinen Binswanger, kliniğinin bulunduğu Bellevue semtini, aralarında Edmund Husserl, Max Scheler, Martin Heidegger, Karl Löwith, Martin Buber ve Wilhelm Szilasi gibi isimlerin de bulunduğu, dönemin önemli filozoflarının bir buluşma noktasına dönüştürmüştür.

Bununla birlikte, Freud’la aralarındaki yakın ve samimi ilişkiyi de sürdürmüş, Freud’un vefatına kadar aralarındaki mektuplaşmalar devam etmiştir. Bu mektuplar 1992 yılında yayınlanmıştır.

Binswanger, "Ideenflucht" (Fikir Kaçışı) isimli çalışmasında, ilk defa Heidegger’in "dünyada var olmak" kavramını ele almıştır. Bu çalışmasında, hastaların ruhsal hastalıklarını yaşadığı özel dünyaları veya hastaların kendilerine özgü özel dünya tasarımlarının araştırılması, incelenmesi ve keşfedilmesini, "Varoluş Analizi" olarak isimlendirmiştir. "Dünya" veya "dünya tasarımı" ifadeleri, insanın içinde hareket ettiği, düşündüğü ve faaliyet gösterdiği kapsamlı bir ufuk kavramını ifade etmektedir.

Ruhsal rahatsızlığı olan kişiler kendilerine özel bir dünyada yaşarlar. Onların dışarıdan, mantıksız ve delice görünen davranış ve hareket tarzlarının, kendilerine ait dünyalarının içerisinde tamamen mantıklı ve anlamlı (Sinn) dayanak ve gerekçeleri bulunmaktadır. Bu nedenle, kişilerin kendi dünya tasarımlarına temel oluşturan özellikler incelenip araştırıldığında, onların da rahatça anlaşılabilmesi mümkün olabilmektedir.

Binswanger’in varoluş analizinde psikoterapi teknikleri olmadan uygulanabilmesi, Binswanger’ın görüşünün tamamen kendi felsefî bilgilerine dayanması açısından olasıdır.

Temel tıbbi yöntemlere gerek olmadan, hasta ve sağlıklı olma durumları bir arada kabul edilebilmektedir. Çünkü Binswanger’ın varoluş analizinde, ruhsal rahatsızlığı olan kişide sağlıklı bir bireye kıyasla nelerin eksik olduğu araştırılmaz, aksine ruhsal rahatsızlığı olan kişide neyin olumlu olduğu incelenir. Bir başka deyişle, bu durum farklı bir dünya tasarımı olarak algılanır. Özellikle ünlü "Ellen West vakası" olmak üzere, gerçekleştirilen beş adet büyük ölçekli şizofreni çalışmaları, Binswanger’in bu alandaki uzmanlığını göstermiştir.

Felsefî konulara yönelik tutku dolu ilgisi sayesinde Binswanger, sadece Freud'un görüşlerinin ötesine geçmekle kalmaz, aynı zamanda Heidegger'e ilişkin sıra dışı bir eleştiri de getirir.

Heidegger’in "Varlık ve Zaman" (Sein und Zeit) kitabını çok sınırlı kullanmaktadır. Heidegger’in insan imajını çok negatif bulan Binswanger, "İnsan Varoluşuna İlişkin Temel Biçimler ve Bilgiler" (Grundformen und Erkenntnis menschlichen Daseins) (1942) isimli eserinde Heidegger’in negatif insan imajını düzeltmeye gitmiştir.

Binswanger, insanın varoluşunu terminolojik açıdan Heidegger gibi "dünyada var olmak" şeklinde değil, "dünyanın ötesinde dünyada var olmak" olarak dile getirmiştir.

"İnsan Varoluşuna İlişkin Temel Biçimler ve Bilgiler" (Grundformen und Erkenntnis menschlichen Daseins) (1942), esas itibarıyla birlikte olmanın en üst düzeyi olarak kabul edilen ve zaman bağlarını, ölümü ve güvensizlik sınırlarını aşan ve insanı gerçekten insan yapan sevgiyi, ele almaktadır.

Binswanger, Boss’un aksine, herhangi bir ekol kurmak istemememiştir.

Binswanger’in Varoluş Analizi, psikiyatri dalına büyük etkisi olmuştur. Varoluş analizi, günümüzde yeniden önem kazanmıştır. Günümüzde maalesef sadece nörobilimlere (sinir bilimleri) önem verilmesi sebebiyle psikiyatrinin, nörobilimler yalın bir uygulama alanı olma ve psişik rahatsızlıkları olan hastaların tedavisine yönelik bağımsız uygulama haklarını kaybetme tehlikesi altındadır.

Medard Boss

Medard Boss'un varoluş analizi, özellikle Zürih’e yakından bağlıdır. Boss, 1939 yılından itibaren psikanaliz faaliyetlerini, öncelikle Zürih’te ve Zollikon’da sürdürmüştür.

Burghölzli'nin yöneticisi olan Manfred Bleuler, 1948 yılında Medard Boss’u psikoterapi uzmanı olarak kliniğe getirmiştir.

Boss, 1955 yılından 1966 yılına kadar, psikanalist Bally ile birlikte, Burghölzli’de hekimlerin psikoterapi eğitimini sürdürmüş aynı zamanda  "Tıbbi Psikoterapi Enstitüsü" (Institut für ärztliche Psychotherapie)’yi yönetmiştir.

Ayrıca Boss, 1970 yılında, kendisine en yakın bulduğu öğrencisi Gion Condrau (1919-2006) ile birlikte, "İsviçre Varoluş Analizi Birliğini" (Schweizerische Gesellschaft für Daseinsanalyse) kurmuş ve bir yıl sonra da, Zürih’te ilk varoluş analizi eğitimi verilen "Psikoterapi ve Psikosomatik Alanında Varoluş Analizi Enstitüsünü" (Daseinsanalytische Institut für Psychotherapie und Psychosomatik) kurmuştur.

Medard Boss, psikanaliz eğitimine (Lehranalyse) Freud’la başlamış, daha sonra Londra ve Berlin’de ileri uzmanlık eğitimleri almış, sonrasında “İsviçre Psikoanaliz Birliğinin” üyesi olmuştur.

Kendi Varoluş Analizi psikoterapi ekolünün, Freud’un psikanaliz ekolünde bulunan gereksiz ve hatalı teorilerden arındırılmış bir psikoterapi ekolü oluştuğunu belirtmiştir.

Şahsen bir takipçisi olmamasına rağmen, 1938 yılında C. G. Jung’un takipçisi olan uzmanların oluşturduğu bir birliğe katılan Boss’un, Ludwig Binswanger ile karşılaşması, psikanalizi ekolünden  kopmasında belirleyici unsur olmuştur.

Zürih Üniversitesinde (1946) vermiş olduğu "Cinsel Sapkınlıkların Anlamı ve İçeriği" (Sinn und Gehalt sexueller Perversionen) konulu doçentlik tezi, onun Binswanger’in coşku dolu bir öğrencisi olduğunu göstermiş ve Binswanger tarafından büyük övgü almasını sağlamıştır.

Ancak bu ilişki, Boss’un Heidegger ile şahsen temasa geçmesinin hemen ardından, sona ermiştir. Bu temasın akabinde, aralarında yakın bir arkadaşlık başlar ve birlikte çalışma dinamiği oluştururlar. Boss, Heidegger’i, kendisi için en uygun felsefe hocası olarak görür.

Aralarındaki bu bağın en önemli kanıtlarını, Boss ve Heidegger’in 1959-1969 yılları arasında Burghölzli’de birlikte katıldıkları Zollikon seminerleri ve daha sonra, Boss’un Zollikon’daki kendi evinde birlikte verdikleri seminerler oluşturmaktadır. Heidegger’ın olağanüstü çabaları ile şekillenen bu seminerlere özellikle psikiyatri asistanları katılmaktadır.

Peki, Heidegger ne elde etmek istiyordu?

Heidegger, "düşünen doktorlar" yetiştirmek istiyordu.

Heidegger, yeni yetişen hekimlerin "gözlerini açmalarını" sağlamaya çalışıyordu. Heidegger, modern çağ insanının, karşılaştığı her şeyi kullanabileceği bir nesne olarak algılaması ve bunları, kendi amaçları için kullandığı bir özne olarak tanımlanmasını, kötü bir yazgı olarak görüyordu.

Heidegger’in modern çağın öznesine ilişkin karamsar bakış açısı, Boss tarafından kurulan varoluş analizinin felsefi temelini oluşturmakta ve genel özelliklerini yansıtmaktadır.

Boss, Heidegger’den hareketle, insanı artık nesne durumunda algılamayan ve karşılaştıkları kişileri sadece nesne olarak görülmekten kurtaracak yeni ve radikal bir düşünce değişimini öngörmüştür. Boss’a göre, insan, kendisine gerçeği söylemesi gereken kişidir. Nesneleri, onları değiştirmek ve manipüle etmek yerine onları muhafaza etmesi ve koruması gereken bir alıcıdır.

Boss’un insan ve dünya arasındaki ilişkinin 180 derece döndürülmesine yönelik çabaları genel olarak sancılı bir süreçtir. Ancak, Boss’un varoluş analizinde nesne kavramının öldüğünün ilan edilmesinin çok öncesinde, postmodern felsefeyle tıp ve psikoloji alanlarında nesnesi olamayan bir düşünce ve konuşma şeklinin uygulanmaya çalışıldığı görülebilmektedir.

Boss, Varoluş Analizinin sadece yeni bir düşünme şekli olmakla kalmayıp, aksine ayrıca yeni bir psikoterapi biçimi de olduğunu kanaat getirmiştir. İnsanların nesne olarak ele alınmaması durumunda, psikoterapinin nasıl uygulanacağı sorusunun akıllara gelmesi olasıdır.

Ancak Boss’a göre varoluş analizi, görüşme saatlerin sıklığı, kanepe yerleşimi ve Freud'un serbest çağrışım kuralları bakımından psikanalizden farklı değildir. Buna karşın Boss’un varoluş analizinde, radikal bir değişim olarak, psikanalitik anlamlandırma uygulaması (psikanalitik yorumlama) tamamen kaldırılmıştır. Boss’un varoluş analizinde, daha iyi veya daha uygun anlamlandırmalar (psikanalitik yorumlamalar) yoktur, aksine anlamlandırma ve yorumlama uygulaması tamamen terk edilir. Çünkü Boss bu anlamlandırmaların, analiz edilen kişi açısından yük ve sıkıntıya neden olduğunu düşünmüştür.

Boss, psikanalitik yorumlama yerine özgür gelişme ve değişme fırsatı sağlaması gerektiğini savunmuştur. Özellikle aktarma yorumlarını (aktarım ve karşı aktarım) zararlı bulmakta ve aktarım sürecini farklı bir biçimde ele almaktadır.

Peki, anlamlandırma ve yorumlamanın yerine ne gelmiştir?

Boss bu soruyu, kısaca "Neden olmasın?" şeklinde yanıtlamaktadır. Bu soru Boss’un varoluş analizine dayanan psikoterapinin gerçek özü ve merkezidir. Analiz edilen kişi, korku ve endişelerinden kurtulması, çocukluk bağımlılıklarından kopması ve özgür bir yetişkin kişilik haline gelmesi, bu soru yardımıyla sağlanabilmektedir. Her ne kadar bu çaba, kötü durum ve olguların üstesinden gelme gayreti gibi görünse de, aslında daha çok kişinin kendini gerçekleştirmesi ve kendini belirlemesi olarak algılanmalıdır.

Boss, Latince’de "Conditio Humana" olarak adlandırılan insan olma şartını, referans olarak alarak, ruhsal sıkıntıları, psikolojik olarak değil, felsefik olarak yorumluyorum diyerek kendini ifade etmiştir. Bu düşüncenin temelini, ruhsal acı ve sıkıntılardan muzdarip olan insanların kendi varlıklarına ilişkin temel şartları özellikle daha iyi hissettikleri ve duyumsadıkları hipotezi oluşturmaktadır.

Boss’a göre ruhsal acı ve sıkıntıları olan kişilerin bilgi birikimleri, sağlıklı kabul edilen bireylerden daha az veya eksik değildir aksine daha fazladır. Sadece çoğu insanın günlük hayatın akışında maskeledikleri ve gizledikleri, kendilerinde korkuya neden olan durumlarla ve gerçeklerle kendi iradeleri dışında karşılaştıklarında korkarlar.

Kişilerde korkulara neden olan durumların arasında, zamanın durdurulamaz bir şekilde akışı, insanın yarın ne olacağını bilememesi, kendi vücudunun artık dermanının kalmamış olması, kendi geçmişine geri dönmenin mümkün olmaması, kişinin kendi kararının ileride hataya dönüşebilmesi, kötü bir kasıt olmasa dahi insanın her an suçlanabilmesi, insanın tesadüfen ve keyfi olarak terk edilebilmesi, yeteneklerinin kısıtlanabilmesi ve kişinin ölmesi sayılabilmektedir. Aslında Boss’un bu bakış açısı, psikanalizin tarihsel anlamlandırmanın yerini almaz, aksine onu tamamlar ve derinleştirir. Ruhsal acı ve sıkıntılar, ne insan varoluşunun gizemiyle ilgili ne de çocukluk döneminde yaşanmış travma ve çatışmalara bağlıdır. Tarih boyunca yaşam, her ikisini de bir arada içermiştir. Varoluş analizine dayanan psikoterapinin amacı ve karakteristik özelliği de aslında tam olarak bu bakış açısıyla ortaya çıkmaktadır. Freud’e göre analiz, kişiye kendi iç dünyasına bakabilme yeteneği kazandırdığı sürece bir analizidir.

Söz konusu analiz, bu sürecin aynı zamanda insan varoluşunun korku dolu ve gizemli şartlarından ayrıştırılmasını da sağladığı sürece, bir varoluş analizidir.

Abdullah ÖZER

Sosyal Hizmet Uzmanı, Klinik Psikoloji Uzmanı, Aile Danışmanı

Ebru ÖZER

Uzman Psikolog, Klinik Felsefeci, Aile Danışmanı

Yayınlanan yazılar kaynak göstermeden, izinsiz kullanılması, kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Yayınlanan yazılar, makaleler, haberler kaynak gösterilerek içeriği değiştirilmemek şartıyla yayınlanmasına izin verilmektedir.

KAPAT
ÖN KAYIT FORMU
Formu doldurun en kısa süre içerisinde biz sizi arayalım